Antik Anadolu’da kullanılmış Tapınak ve Mezar türleri

PAYE  MEZARLAR

XANTHOS ASLANLI MEZAR
Lykia Bölgesi paye mezarlarının en eski örneklerinden birisi olan bu mezarın parçalar halinde günümüze ulaşan kabartmaları Londra British Museum’da görülebilir.

Mezar odasının dört yanını çeviren kabartma işlenmiş sahneler mezar sahibinin yaşantısı ile bağlanmakta , ayrıca “ apotropeik “ anlamda yüksek kabartma aslanlar , mezarı kötülüklerden korumaktadır. Güney yönde boğayı parçalayan aslan , kuzeyde yavruları ile birlikte dişi aslan üslup bakımından ortalama İÖ.6.yüzyıla tarihle nir. Batı yanda bir aslanla boğuşan çıplak bir erkek , Doğu sanatının çok eski bir motifi olarak belirir. Aynı yanda arkalıklı tahtta oturan bir kişiyi gösteren kabartma , ona armağanlar getiren Frigler ile tamamlanabilir ve bu kişi de mezarın sahibi ölü , Pers krallarına benzer betimlenmek istenmiştir.

İki sahne arasındaki küçük kapı açıklığı üstünde arma biçiminde iki aslan , mezarın kapısını korurlar. Doğu yan kabartmalarındaki sorguçlu miğfer ve kalkanı ile savaşçı figüründe mezar sahibinin başarılı bir savaşçı olduğu tanımlanmıştır. Ionia üslubuyla işlenmiş Doğu motiflerinin ağır bastığı bu mezar Lykia ülkesi beylerinden biri için inşa edilmiş olabilir.

ISINDA (BELENKLİ) MEZAR ANITI

Isında Pisidia Bölgesindedir (Antalya’nın Kuzeybatısında ).

Bir monolit üstündeki mezar odasının dört yanı kabartmalarla bezenmiştir. Savaş , av ve şenlik sahnelerinde mezar sahibinin yaşantısında alınmış olaylar alçak kabartma işlenmiş ve Frigler önem derecesine göre büyüklükleriyle ayırt edilmiştir. Güneyde kabartma yüzeyi yatay bölümlere ayrılmış ve aşağı bölmede üst üste tutsaklar yığılmıştır. Aynı yüzeyde savaş , av sahnesine eklenir. Doğu yanda kalkan ve miğferleri ile korunan savaşçılar çevreden dışarı taşarlar. Batı yandaki avcılar diğer figürlere oranla yüksek kabartmadır. Birbirinin eşi iki avcı belden kemerle bağlanmış ve karın üstüne düşen khiton , yukarı kaldırdıkları sağ ellerinde av sopaları vardır. Ortada iki at ayakları altında bir köpek ve uzun khiton ile üçüncü bir figür bu yüzdeki kompozisyonu tamamlar , fakat olay güney yüzde iki geyiği kovalayan iki avcı ile birlikte düşünülmelidir. Kuzey yanda görülen şenlik sahnesinde flüt ve lyra çalan iki müzisyen ve güreşçiler Lykialı bir beyin İÖ.6. yüzyılın ikinci yarısı içinde tarihlenen mezar kabartmaları dönemin yaşantısından bir bölümü yansıtmaları bakımından da önem taşırlar.

HARPILER ANITI

Harpi: Yarı insan yarı kuş yaratık.

Paye mezarlar genellikle Lykia kentlerinin nekropollerinde bulunur , ancak Xanthos’taki Harpiler anıtı kent içinde tiyatronun yanında bulunmaktadır. Adını üstteki frizden alan bu anıtın kabartmaları 19. Yüzyılda Londra’ya götürülmüş bugün yerine alçı kopyaları konmuştur. Anıtın 5.50 m yükseklikteki monolit paye alt bölümü kopyalara işlenmiş bir kaide üzerine yerleştirilmiş , frizle çevrili küçük odanın üstü bir kapak taşı ile örtülmüştür.

Aslanlı mezar ve Isinda paye mezarları geleneğini sürdüren Harpiler anıtı kabartmalarında da yine mezar sahibinin yaşantısından alınan sahneler onun gücünü ve büyüklüğünü kanıtlamak üzere mezar odasının dört yanında yer alır. Kuzeyde taht üzerinde oturan sivri sakallı ve bol kıvrımlarla ayaklarına kadar uzanan elbise giymiş bir kişiye , önünde duran bir savaşçı figürü tarafından bir miğfer uzatılmaktadır. Mızrağını omzuna dayamış bu figür diğerine oranla daha büyüktür ve mezarın sahibi olarak belirir. Bu sahnenin iki yanındaki anıta adını veren yarı insan yarı kuş karışık yaratıklar olan Harpiler ölümü simgeler. Bunlar ölülerin ruhlarını göğe taşırlardı. Karşı yöndeki kabartmada aşağı yukarı aynı sahne yinelenmiştir. Batıda mezar odasının küçük kapısının üstünde bir hayvan , arma görünümünde işlenmiştir. İki kenarda bol kıvrımlı elbiseler içinde koltukta oturan kadınlardan sağdakine doğru üç genç kız ellerinde zarif bir biçimde tuttukları nar ve çiçeklerle ilerlemektedir. Bu sahne tanrıçaya adakların getirilmesi yorumuna açık olduğu kadar mezarın sahibi kadını gösterdiği de düşünülebilir. Herdotos’un Lykiada kadın hukukunun erkekten daha ileri olduğu hakkında verdiği bilgi bu anıtsal mezarın eşi ile birlikte bir kadın için inşa edildiği olasılığını da desteklemektedir. Kabartmaların üslubu İÖ.5.yüzyılın sonlarına tarihlenir.

NEREİDLER  ANITIMezar mimarisinin en yetkin örneklerinin bulunduğu Lykia Bölgesi’nde Neridler Anıtı ile tanınan mezar yapısında , Klasik Çağ’ın mimari ve heykeltıraşlık üslubu yerel ve geleneksel öğelerle bütünleştirilmiştir. Bugün Londra British Museum’da yeniden kurularak sergilenen anıt yüzyılın son yarısında Newton’un Xanthos’taki araştırmaları sırasında yerinden sökülerek İngiltere’ye taşınmıştır.

Yüksek ve içi dolu bir podyum üzerinde 4×6 sütunlu tapınak planı uygulanmış ve cella içinde ölü yatağı ( cline ) izlerine rastlanmıştır. Ion düzenindeki sütunlar kabartmalı architrav frizini taşırlar. Burada savaş , av , armağan verme gibi çeşitli konular işlenmiştir. Diğer bir kabartmalı friz , cella duvarının üstünde yer alır. Ayrıca podyumda üst üste iki friz daha vardır. Küçük frizler duvarlarla korunmuş bir kente yapılan bir saldırı ve kentin alınması , olayların birbiri ardına dizilmesiyle anlatılmıştır.

Bu kabartmalarda aynı hareketi yapan figürlerin yinelenmesi Yunan Sanatı’ndan ayrılmakta, buna karşılık Ön Asya , Asur ve Pers Sanatı’na yaklaşmaktadır ki bununla büyüklük , güç ve çokluk gösterilmek istenmiştir. Savaş kentin kapısı önüne dayanmakta ve perspektife uygun verilmeye çalışılan surlara yaslanmış merdivenlerden içeri girilmekte , ve kent ele geçirilmektedir. Alınan kentin ana çizgileri diğer bir kabartmada tahtta oturan kişiye sunulmaktadır. Başı üzerinde şemsiye tutulan bir kişi yerel hükümdarlardan birisi , olasılıkla mezar anıtının sahibidir ve kabartmalarda onun yaşantısında alınan olaylar anlatılmaktadır.

Yeni düzenlemede küçük frizin hemen altına yerleşen büyük bir frizde ise her bir levhada başlı başına kapalı bir kompozisyon oluşturan savaş sahneleri sıralanır. Yunan etkilerinin belirginleştiği bu frizde Ionialı bir usta ya da Yunan üslubunu benimsemiş bir savaşçı çalışmış olabilir. Alınlık heykeltıraşlığında ilkel kompozisyonlar simetriye bağlanarak yerleştirilmekte , figürler alınlık üçgenine uydurulduğundan yanlara doğru giderek küçülmektedir. Alınlıkların birinde ortada iki figür yer almıştır. Diğerinde belirli savaşçı tiplerin aralarında bağ kurulmaksızın yan yana dizildiği ve yanlara doğru küçülen figürlerden ilkel bir kompozisyon bulunur. Anıtın çevresinde ayrıca 12 tane heykele rastlanmıştır. Bunların çoğu rüzgarda uçuşan giysileriyle kadınlar olup ayakları altında balıklar , deniz hayvanları görüldüğünden Nereidler olarak tanımlanmış ve anıta adını vermişlerdir. Sütunları arasında durdukları sanılan bu heykeller Ionia sanatına yakındır. Ayrıca tarihlenmesinde çift kanalisli sütun başlıkları ipucu verir. Aynı tür başlıklar daha önce Atina Akropolisi’ndeki Erecteion’da kullanılmıştı. Cellayı çeviren friz ise Parthenon’dan etkilenmiştir. Kabartmalarda doğulu motifler Yunan üslubunu yansıtır. Yerel bir mezar anıtının Yunan etkileri altında nasıl biçimlendiğini göstermesi bakımından da önem taşıyan yapı İÖ.400 yıllarına tarihlenir.

I. KLASİK ÇAĞDA ION DÜZENİ

Klasik Çağda mimari ve mimariye bağlı heykeltraşi bezemelerin doruğa ulaştığı tapınak olarak Atina Akropolisi’ndeki Parthenon kabul edilir. İÖ.447-432 yılları arsında mimar Iktinos’un planlarına göre inşa edilen Dor düzenindeki tapınağın cellasında Phidias’ın altın ve fildişinden yapılmış “Athena Parthenos” heykeli duruyordu. Tapınağın mimari bezemeleri ve cellayı dışarıdan çevreleyen kabartmalı friz , Ion mimarlığı etkisi altında Dor düzeni içinde yer bulmuştur. Bu dönem Akropolis yapılarında , Anadolu’nun batı kıyılarında doğup gelişmiş olan Ion düzeni en iyi nitelikte örneklerini vermektedir. İÖ.437 yılında yapımına başlanan  Akropolis’in giriş binası “Propylaia”da  dışarıda Dor , içerde ise Ion düzeni kullanılmıştır. Giriş yanındaki burç üzerinde yükselen “amphimprostylos” plandaki Athena Nike Tapınağı Ion mimarlığının en güzel örneklerinden sayılır. Erektheion’da kuzey yandaki çift kanalisli Ion sütun başlıkları ve diğer mimari bezemelerde Ion düzeni en yetkin görünüşünü kazanmıştır.

Anadolu’da Klasik Çağ mimari ve heykeltıraşlığının özgün örnekleri ise daha çok Lykia Bölgesi’ndeki mezar yapılarında bulunabilir. Batı Anadolu kıyılarında bu dönemde “Hippodamos”un kent planlaması Miletos ve Priene’de uygulanmaya başlanmış , daha sonra Hellenistik Dönemde etkin görünümünü kazanmıştır. Klasik Çağda Anadolu’da inşa edilen tapınaklar arasında en önemli yeri Miletos ve Priene’deki Athena tapınakları alırlar. Karia satrabı Mausolos’un mezar anıtı ise İÖ.4. yüzyıl Ion düzeninin daha önce Nereidler Anıtı’nda denenmiş yerel özeliklerin bileşiminin yetkin bir ürünü olmuştur.

A. MAUSOLOS’UN MEZAR ANITI VE DÖNEMİN SANATÇILARI

Karia Bölgesi’nde satrap görevini yapan , ancak gerçekte kral gibi egemenlik kurmuş bir aileden gelen Mausolos , kız kardeşi Artemisia ile evlenerek İÖ.377 yılında tahta çıkmıştır. Başkent Halikarnassos denize doğru teraslar yaparak inecek biçimde planlanmış ve en üstte Mausolos’un mezar anıtı düşünülmüştü. Bu yapının inşasına başlanmış , Mausolos 353 yılında ölünce eşi Artemisia , 2 mimar ve 4 heykeltıraşın işlerini sürdürmelerini sağlamışsa da iki yıl sonra o da ölmüştür. Tamamlanmadan kamış olan mezar anıtını sanatçılar karşılık beklemeden bitirme kararı almışlar ve sanatçılarının en yetkin ürününü ortaya koymak üzere yarışmışlardır. Yapı büyük ün kazanmış ve dünyanın yedi harikası arasında sayılmıştır. İlkçağ yazarları Plinius ve Vitrivius’un bu yapı üzerinde anlattıkları , kazı buluntuları ile bir arada değerlendirilerek altın görünümü kağıt üzerinde ortaya konabilmektedir. Bugün yerinde yalnız bir çukur kalmış olan yapı , temellerine kadar sökülmüştür. Orta Çağda 15 ve 16. yüzyıllarda St. Jhon şövalyelerinin kale inşaatında bu yapı taş ocağı olarak kullanılmış , daha sonra Newton kalan mimari ve heykel parçalarını Londra’ya götürmüştür. Mausoleion’dan günümüze kalanlar British Museum’da sergilenmektedir.

Yapı başlıca 3 bölümden oluşuyordu: Kaideyi karşılayan podyum , mezar odasını çeviren Ion düzeninde sütunlu galeri ve basamaklı piramit biçimindeki çatı örtüsü. Bu üç bölümün nasıl bütünleştiğini açıklayan en az dört rekonstrüksiyon denemesi yapılmıştır. Daha sonra Priene Athena Tapınağı’nı yapacak olan Pytheos , anıtın mimarlarından biridir.

Heykeller ve kabartmalı friz dönemin en önemli heykeltıraş adları ile bağlanır. Podyumu dört yandan çeviren frizin doğu yanında Skopas , kuzeyde Bryaxis , batıda Leochares , güneyde Timotheos ya da Praxiteles çalışmış ve Amozonamachi konusunu işlemişlerdir. Günümüze ulaşan kabartmalar ile bu sanatçılar arasında bağlantı kurmak uzun tartışmalara yol açmıştır. Sanatçıların en yaşlısı ve geleneğe bağlı kalanı Timotheos’un elinden çıkmış olabilecek bir kabartmada figürlerin ikili ve üçlü gruplar halinde yan yana dizdiği , bir figürün diğerini kesmesinden kaçınılarak ayrı ayrı işlendiği , yüzey ve çizgi güzelliğine önem verildiği görülür.

Skopas’ta ise hareket hızlanmakta , birbirinden ayrı duran figürlerin gerilmiş gövdelerinde Klasik Çağın biçim anlayışı burkulmalarla , ata ters binmiş amazonda yepyeni bir motif ortaya çıkarmaktadır.

Bryaxis figürlerinin daha da gelişmiş hareketleri paralel eksenlerle yönlendirilmiştir. Giysilerin uçuşan kumaşları arka yüzeydeki boşlukları kaplar. Leochares’in uzun boylu figürleri çeşitli yönlerden görülmekte ve özellikle bacaklardaki kesişmelerde belli bir derinlik duygusu sağlanmaya çalışılmaktadır.

Mausoleion’un heykeltıraşlık buluntuları arasında Mausolos ve Artemisia’nın heykelleri olarak yorumlanan erkek ve kadın heykeli bazı tamamlamalarda quadriga içinde anıtın en üstüne yerleştirilmiştir. Bu iki heykel üslup bakımından Bryaxis’e yaklaşır. Her iki heykelin özenli işçiliği bunların araba içinde değil de , bütünüyle ve yakından görülebilecek bir yerde durduklarını düşündürmektedir. Nereidler Anıtı’ndaki heykeller gibi mezar odasını çevreleyen galeri içinde yer almış olabilirler. Ayrıca nerede durdukları kesin bilinmeyen sfenks ve aslan , köpek ve pars heykellerine de rastlanmıştır.

GREKO – PERS ÜSLUBUNDA KABARTMALAR

İran’da yerleşmiş olan Persler İÖ. 6. Yüzyılın sonlarında batıya doğru ilerleyerek Lydia Krallığını yıkıp Ionia kentlerini birer birer ele geçirmişlerdi. Anadolu’daki yönetimi düzenlemek üzere Sardes ve Daskleion’da merkezleri bulunan iki satraplık kurulmuş , Batı Anadolu’da kentleri bu satraplara bağlanmıştır. Bu dönemde de yerli Anadolu kültürlerinin gelişmesi sürmektedir. Topluluklar dinsel inançlarında zorlanmamışlardı. Ticaret korunmuş ve yeni karayolları yapımı ile ulaşım daha da kolaylaşmıştır. Pers sanatı özellikle Persopolis ve Susa saraylarında mimari ve heykeltıraşlıktaki başarısını ortaya koymaktadır. Apadana adı verilen çok sütunlu salonlarda kralların büyüklüğü ve gücüyle orantılı kabul törenleri düzenlenmiş olmalıydı. Persopolis sarayının anıtsal merdivenlerindeki kabartmalarda Pers kralına getirilen armağanlar uzun şeritler halinde anlatılmış ve ona bağımlı olan ülkeler gösterilerek zenginliği vurgulanmıştır. Ayrıca madenlerin işlenmesi ile çeşitli biçimlerde ve zengin kabartma bezemeli metal kap işçiliği gelişmekte ve Batıyı etkilemektedir.

Pers egemenliği altında siyasal bağımsızlıklarını kaybetmeleri ve ekonomilerinin sarsılması Ionia kentlerini ayaklanmaya sürüklemiş ve Pers Savaşları başlamıştır. Yıllarca süren bu savaşlarda her iki taraf da büyük acılar çekmiş , kahramanlıklar göstermiş ve Yunan Sanatında çeşitli anıtlar üzerinde savaşlar anlatılmıştır. Persler Atina Akropolüne kadar ulaşmış ve yapıları yıkmışlardır. Plataiai savaşında Perslerin yenilmesiyle geri çekilme başlamıştı. Bu savaşın sonunda Delphoi Apollon’una armağan edilen altın kazan birbirine sarılmış 3 yılan tarafından taşınıyordu.

Bugün Sultan Ahmet Meydanı’nda Burmalı Sütun adı ile tanınan taşsız gövde , kazanı taşıyan anıtın yıllarından günümüze ulaşabilen alt bölümüdür. Bu yılanlardan birine ait başın parçası İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunmaktadır.

Anadolu’nun Pers egemenliği altındaki dönemde , Pers sanatının Yunan Sanatı ile karşılaşması sonucunda ortaya çıkan ilgi çekici üslup Daskleion yöresinde bulunan kabartmalarda görülebilir.

DASKLEION STELLERİ

Manyas Gölünün doğu kıyısında bir tarla içinde rastlantı sonucu bulunan bu kabartmalar bir Bizans mezarı yapımında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan , mermerden yapılmış olan 3 adet stelin hiçbirisi tam olarak ele geçmemekle birlikte , ölçülerinin biraz farklı , ancak biçimlerinin aynı olduğu görülür. Aşağıdan yukarıya hafifçe darlaşan yassı blokların üstü büyük bir palmet akroter ile sona erer ve tüm yükseklik 3m’den fazladır.

Stellerin birincisinde , üst üste yer alan iki kabartmanın altına konan Aramice yazıt , sahnelerin yorumunu sağlamış ve stelin dikiliş nedenini açıklamıştır. İsnai oğlu Elnaf’ın kervanının kötülüklere uğramadan yol alabilmesi için adanan stelde Babil tanrıları Bel ve Nabu adları anılmıştır. Elnaf adı ise Yunan ya da Persçe değil , Samice olup Mezopotamyalı bir taciri tanımlar.

Üstteki kabartmada atlı ve yayalar sıralanmıştır. Alttaki kabartmada ise iki atın çektiği büyük tekerlekli arabada taşınan Ion başlıklarına benzer sütunlu bir sandık yazıtta değinilen yük olabilir. Arabayı tunikalı ve kısa eteklikli kişiler izlemektedir.

İkinci stelin üst bölümünde de benzer bir sahne vardır. Bir çift atın çektiği büyük tekerlekli arabada üstü dışbükey kapaklı bir sandık taşınmaktadır. Birinci stelde olduğu gibi bunda da yazıt bulunduğundan , bu kompozisyon cenaze alayı “ekphora” yorumuna da açıktır. Altta klineye uzanmış sakallı yaşlı bir erkek ile aynı klineye oturmuş karısı , yakınları ve hizmetçileri betimlenmiştir. Erkek figürün gövdesinin üstü çıplak , ancak altı mantoya sarılmış , karısı ise elbisesinin üstüne başındaki tacından ayaklarına kadar uzanan başörtüsü almıştır. Bir elini karısına uzatırken diğer elinde tuttuğu içki kabına içki doldurulmasını istemektedir.

Üçüncü stelde ise üst üste 3 kabartma dizilmiş , ancak yüzey aşınmış olduğundan açıklıkla görülememektedir.

SİDON KRALLAR NEKROPOLÜ

Lübnan’ın Sidon (Sayola) yöresindeki bir nekropolde rastlantı sonucu 1887’de bulunan lahitler , Türk müzecilik ve arkeolojik kazılar tarihçesinin başlangıcında yer alırlar. Osman Hamdi Bey’in kazılarında çıkarılan lahitler İstanbul’a getirilmiştir.

Sidon krallarının gömüldüğü anlaşılan bu lahitler uzun bir zaman içine tarihlenirler. Klasik Yunan Sanatı etkilerini almış satrap ve Lykia lahitlerini İÖ.4.yüzyılın 2. yarısında Ağlayan Kadınlar Lahdi ile İskender Lahdi izlemektedir. Dört yüzde de eşit değerde kabartmalarla bezeli olan bu lahitlerde hiçbir yüz gerçek cephe olarak belirmez. Çeşitli yönlerden gelen etkilerin birbiri içinde eridiği bu lahitler , sanat tarihi gelişimi içinde özgün bir yer alırlar.

Lahit yapımı Doğu sanatı içinde değerlenir. Taş lahitler eskiden beri Mısır , Mezopotamya , Fenike ve Suriye’de görülür. Daha sonra Lykia’da ahşap konstrüksiyonların benzeri çok sayıda lahit yapılmıştır. Yunanistan’da ise bu dönemde lahit yoktur.

SATRAP LAHDİ

Ege Denizi’ndeki Paros Adası mermerinden yapılmıştır. Lahdin üstü iki yana eğimli üçgen bir çatı görünümünde kapak ile örtülüdür. İç kısmı ise bu lahde özgü olarak “antropoid” (insan)biçiminde yontulmuştur.

İÖ.430-420’lere tarihlenen lahit , Sidonlu bir satrap için yapılmış ve dört yüzünü bezeyen kabartmalarda bu satrap kendini yaşadığı çevre içinde göstermek istemiştir. Uzun yanlarda ava hazırlık ve av sahneleri , kısa yanlarda ise cenaze ziyafeti ve mızraklı askerler vardır. Kabartmalarda Doğu motifleri Ion üslubu ile işlenmiş ve birçok ayrıntı boya ile tamamlanmış olmalıydı , ancak renklerden hiçbir iz kalmamıştır.

LYKIA LAHDİ

Paros Adası mermerinden yapılmış bu lahitte , Lykia Bölgesinden gelmiş olan bir lahit biçimi seçildiğinden Lykia Lahdi adı ile tanımlanmıştır. Özellikle semerdam biçimindeki kapak Lykia lahitlerinin belirgin özelliğidir.

Uzun yüzlerdeki kabartmalarda av sahneleri yer alır. Bir yanda araba ile “aslan avı” , diğer yanda atlı avcıların katıldığı “yaban domuzu avı” yapılmaktadır. Kısa yanlarda ise mitolojiden alınmış figürler ,kentaurosların kavgası görülür. Kabartmanın yüksekliği , figürlerin bazı bölümlerinin tam plastik işlenmesini sağlamış ve figürlerin bastığı yer , kayalık zemin kabartma olarak gösterilmiştir.

Kapaktaki antitetik grifon ve dişi sfenksler mezarın koruyucularıdır. Mavi , kırmızı ve  sarı izlerin pek az koruna geldiği lahitte , kabartmalara boya ile çok daha canlı bir görünüm kazandırılmış olmalıydı.

İÖ.400’lere tarihlenen bu lahdin kabartmalarında da Doğu motifleri ile Yunan üslubunun karışması ve Lykia bölgesi lahit biçiminde toplanması çeşitli yönlerden gelen etkilerin uyumlu birleşmesini göstermektedir.

AĞLAYAN KADINLAR LAHDİ

Sidon Krallar nekropolünde bulunmuş ve İstanbul Arkeoloji Müzesinde saklanan lahitlerden biri olan Ağlayan Kadınlar Lahdi’nin bu adı almasının nedeni dört yanında sütunlar arasında yer alan kadın figürlerinin sıralanmış olmasıdır.

Lahit tümü ile tapınak-mezarı benzetisidir. Köşelerde payeler uzun ve kısa , yanlarda Ion sütunları üç fascialı architravı taşırlar. Kapak , tapınak çatısı gibi olup kısa yanlarda üçgen alınlıkları vardır. Kapağın üstündeki bir cenaze törenini anlatan kabartmalı friz , lahdin önemli özelliklerinden biridir. Diğer bir friz kaidede yer alır. Bu sıralama cepheden bakıldığı zaman Halikarnassos Mausoleion’unu anımsatır. Sütunlar arasında kısa yanlarda 3 , uzun yanlarda 6 olmak üzere 18 kadın figürü sıralanmıştır. Bu 18 kadın figürünün her birinin duruşu ve pozu değişik olup , ölü için üzüntülü ve yas tutar durumdadırlar. Kabartma olmasına karşın , heykel görünümündeki figürler khiton ve khimation giysileri içinde İÖ.360/350 yıllarına tarihlenir.

KLASİK ÇAĞDA ION DÜZENİ

ATHENA POLİAS TAPINAĞI

Priene’de kentin baş tanrıçasına adanmış Athena Polias Tapınağı , İlkçağdan beri Ion düzeninin en yetkin örneği sayılmıştır. Kısa bir süre önce Halikarnassos Mausoleionu’nu inşa etmiş olan mimar Pitheos bu tapınakta etkileri Roma Dönemi içinden Rönesans’a kadar uzanan ve oranlarını Vitrivius’un da örnek gösterdiği bir eser yaratmıştır.

İnşasında Mykale Dağından çıkarılan iri gözenekli mavi gri tonda mermer kullanılmıştır. Tapınak 6×11 sütunlu bir peripterostur. Ölçü birimi olarak Attika ayağı 0.294m alınmış , planda ve yapı yüksekliğinde uygulanmıştır. Tüm uzunluk 100 , yükseklik 50 ayaktır. Güneydeki antenin üzerinde Büyük İskender’in tapınağın yapı masraflarını karşıladığını belirleyen “Kral Alexandros Tapınağı Athena Polias’a adadı” yazıtı kazınmıştır. İÖ.333’te İskender Granikos Savaşında Ionia’ya geldiği zaman kente bu armağanı vermek istemişti. Ancak tapınak bitmemiştir , inşaatının İÖ.2.yüzyılın ortalarına kadar sürdüğü bezemelerdeki üslup değişiminden anlaşılmaktadır.

Roma İmparatorluk Dönemi sikkeleri tapınağın kült heykelinin Phidias’ın Athena Parthenos Tapınağındaki heykelinin bir kopyası olduğunu ortaya koyar. Tapınağın doğu cephesinin karşısında kurban törenlerinin yapıldığı bir sunak buluyordu.

HELLENİSTİK DÖNEMDE ANADOLU

TAPINAK:

Hellenistik Dönemde Arkaik Çağdan bilinen Ephesos Artemis ve Didyma Apollon gibi büyük dipterosların inşası sürerken yeni tapınaklar da yapılmaktadır. Dor ve Ion düzenleri İÖ.4.yüzyıldan Hellenistiğe gelişmekte ve Ion düzeni içinde Korinth başlıkların belirlediği yeni bir düzen yaygınlaşmaktadır.

Dor düzeni Hellenistik Dönemdeki Anadolu tapınaklarında önem kazanmıştır. Arkaik Dor öğelere oranla Hellenistik öğeler daha yüksek ve ince biçimler almıştır. Sütunlar ince ve uzun , boşluklar daha küçük ölçüdedir. En önemli ayırım sütun eksenleri arasındaki triglif ve metop sayısının artmasında görülür.

Prostylos ve peripteros planlı Dor tapınaklarından Bergama yakınında Mamurtkale ve Troia’daki Athena Tapınakları korunmuştur. Kentin tanrıçası Athena Nikephoros için Bergama Akroplis terasında İÖ.3.yüzyıl başlarında inşa edilen tapınakta da Dor düzeni uygulanmıştır.

Hellenistik Dönem tapınakları içinde Didyma’dan başka Klaros’taki Apollon Tapınağı da kehanet merkezi olarak ün kazanmıştır. Aynı zamanda Klaros Artemisi’nin de kutsandığı Dor düzenindeki peipterosun inşası bütün büyük tapınaklarda olduğu gibi Roma Çağı içlerine kadar sürmüştür.Bergama Yukarı Agorada prostylos plandaki tapınağı ise Ion kaide ve sütun gövdesi üzerinde Dor başlıklar ve triglif frizi Ion ve Dor düzenlerinin uyumlu karışımından dolayı ilgi çeker.

Ion düzenindeki tapınaklardan Sardes Artemis Tapınağı çeşitli zamanlarda inşa edilmiş olup planı bir defada tasarlanmış değildi.

Ion düzeni Priene Athena Polias Tapınağında Klasik örneğe ulaştıktan sonra Hellenistik Dönemde architrav üzerine figürlü bir friz şeridinin yerleşmesiyle mimar Hermogenes’in tapınaklarında gelişimini sürdürmüştür.

Korinth düzenindeki tapınaklarda belirleyici özellik sütun başlıkları olmuştur. Akhantus başlıkları ile bezenmiş başlıklar , İÖ.5.yüzyıldan sonraki dönemlerde görülür. En eski örnek Bassai Apollon Tapınağında bulunmuştur. Önceleri yapıların içinde kullanılan bu tür başlıklar Helenistik Dönemde yapıların dışında uygulanmışlar ve dört yandan da aynı görünümde olmalarından dolayı , giderek Ion düzeni içinde iki cepheli Ion başlıklarının yerini almışlardır.

Anadolu’da Korinth Düzeni tapınakların en eskilerinden biri Kilikia’da antik Olba kentindeki Zeus Tapınağı İÖ.3.yüzyıla tarihlenir.İÖ.2.yüzyılda Lagina Hekate Tapınağı ve daha sonra Roma Dönemi tapınaklarının birçoğu Korinth Düzeninde inşa edilmiştir.

MAGNESİA  ARTEMİS TAPINAĞI

Hellenistik Dönemde Anadolu’da inşa edilmiş Ion düzeni tapınaklardan Magnesia Artemis Leokofryene’ye adanmış büyük pseudo dipteros mimar Hermogenes proporsion bilgisini uyguladığı bir yapıdır.

Sütun alt çapının , sütunlar arsı genişlikle orantılı değerlendirildiği tapınak planında Hermogenes yeni bir ilke ortaya koymakta , dışarıdan dipteros görünümündeki pseudo dipteros planda sütun ve duvar eksenleri çakışmaktadır. Hermogenes mimari görüşlerini bir kitapta toplamıştı. Vitrivius’un mimarlık üzerine yazdığı kitabın kaynakları arasında Hermogenes önemli bir yer tutar ve onun fikirlerinden büyük ölçüde yararlanmıştır.

Artemis Tapınağı 41x67m ölçüsündedir. 8×15 sütunlu olup 9 basamaklı krepidoma üzerinde yükselir. Yapı ana tanrıça tapınakları geleneğine uygun olarak , ilk ayın doğduğu batıya yönelmiştir. Vitrivius tapınağın Anadolu’daki yapılar içinde büyüklük bakımından üçüncü geldiğini belirtmiştir , fakat araştırmalar Didyma , Efes , Sardes Tapınaklarından sonra dördüncü geldiğini ortaya koymuştur.

Hermogenes tapınağın saçaklığına , architrav ile diş kesimi arasına 82cm yüksekliğinde bir friz yerleştirilmiştir. Tapınağı dört yandan çevreleyen yaklaşık 175cm uzunluktaki bu frizin üzerinde “Yunan-Amazon Savaşı” , bir örnek sahnelerle sürüp gider. Savaşan Yunanlı ve Amazon sayısı eşittir. İkişer kişiden oluşan gruplar büyük yer tutar. Savaşı kimin kazandığı belli değildir. Kompozisyonun bütünü beli bir ölçü içinde , bir örnek grupların sıralanması ile kurulmuştur. Önemli olan frizin tümündeki gölge-ışık zıtlığı ile plastik , bezeyici bir mimari öğenin yapının saçaklığına yerleşmesidir. Hermogenes ile birlikte figürlü friz yapının dışında ve architravın üstünde kurala bağlanarak kullanılmaktadır.

Alınlık üçgeninde epifani için açılmış kapılar vardır. Tapınağın önünde kurban töreni ile ilgili eskiye tarihlenen sunak tapınağın İÖ.2.yüzyılın 2. Yarısında yapıldığını belirtmekte , ayrıca Hermogenes’in yaşadığı zaman için ipucu vermektedir.

TEOS DIONYSOS TAPINAĞI

Teos’taki Dionysos Tapınağı kaynaklarda Hermogenes’in inşa ettiği diğer bir yapı olarak geçer. Yerleşmenin merkezinde trapez biçimli ve portikler ile çevrili bir alanın ortasında yer alan yapı 6×11 sütunlu ve peripteros planlıdır. Hermogenes yapısında kurallı bir yer kazanan kabartma figürlü frizinde Dionysos’un Thiasos’u seçilmiştir. İzmir Arkeoloji Müzesindeki kabartmalarda Satyr , menad ve kentauroslar ikili gruplar halinde birbirleri arkasına sıralanırlar. Dişi kentaurosların da yer aldığı kabartmalarda figürler ellerinde içki kapları tutmakta ve çeşitli müzik aletleri çalmaktadırlar. Şarap tanrısının bayramına Musalar da katılmıştır. Elinde asa tutan ve yarı uzanmış Dionysos , frizin anlamını tamamlar. Figürlerin bacaklarındaki kısaltma , kabartmaların yüksekte durması ile ilgili olup perspektif görünüşe uygundur. Ayrıca gölge-ışık zıtlıkları ile Magnesia Artemis Tapınağı Amazonamachi frizi gibi bezeyici ile vurgulanmıştır. Kabartmalar İÖ.2.yüzyılın 2. yarısına , 135’lere tarihlenir.

LAGINA HEKATE TAPINAĞI

Stratonikeia tapınaklarından biri olan Lagina Hekate Tapınağı , Magnesia’daki Artemis Tapınağı ile çağdaş ve Hermogenes özelliklerine sahiptir. Korinth düzenindeki başlıkları ile , kentin dışında bir kutsal alan içinde inşa edilmiştir.

5 basamaklı krepidoma üzerinde 8×11 sütunlu ve pseudo dipteros plandaki yapı Apollon Tapınağı ile benzerdir. Ancak pronaos önünde bir sütun dizisinin eklenmesiyle anıtsal görünüş vurgulanmıştır. Tapınağın friz kabartmaları İst.Ark.Müzesinde sergilenmektedir. Günümüze kalan levhalar , dört yanda ayrı konuların işlenmiş olduğunu belirler.

Doğuda doğum sahnesi anlatılmıştır. Hekatenin ya da Zeus’un doğumu olarak tanımlanan bu sahnedeki diğer kişiler de Zeus ve Demeter ya da Kronos ve Rhea olarak adlandırılabilir. Kuretler gürültü yaparak doğumun duyulmasını engelliyorlar. Hekatenin mitolojide doğum tanrıçası olarak da yeri vardır. Kundağa sarılı çocuğu ya da taşı tutan figür tanrıçanın kendisidir. Frizin bu yanındaki diğer levhalarda tanrılar ve kahramanlardan başka kaynak Nympheleri , orman ve ırmak tanrıları , birçok akarsu ve dağlarla Karia ülkesini tanımlıyordu.

Kuzeydeki kabartmalarda iki ülke arasındaki anlaşmanın yapıldığı bir olay sahnelenmiştir. Bu yere ait en önemli sayılan bir levha üzerinde bir savaşçı ve bir amazon karşılıklı durmakta ve birbirlerine bakmaktadırlar. Amazonun arkasında başındaki kalathosu ile Hekate durur. Bu figür tüm ayrıntılar ile Stratonikeia sikkeleri üzerindeki Hekate kabartmasına uymaktadır. Sikkelerde tanrıçanın sol elinde meşale vardır. Friz kabartmasında da elin biçiminden bu atribüyü tuttuğu anlaşılır. Hem sikkelerdeki hem de friz kabartmasındaki Hekate figüründe olasılıkla Hekate tapınağındaki kült heykeli örnek alınmıştı.

Bu levhanın kuzey frizinin ortasında durduğu düşünülmelidir. Yanlarda dizilen diğer levhalarda ise kadın ve erkeklerden oluşan gruplar yer alır. Bunlar kişileştirilmiş ülke , ırmak , diğer figürler ve kentleri temsil eden silahlı figürlerdir. Diğer bir grupta “Olympos Tanrıları” toplanmışlar , ayrıca doğumla ilgili bir adak hayvanı olan boğa kurbanı yapılmaktadır.

Batı friz kabartmalarında tanrılarla gigantların yaptıkları savaş , Gigantomachi konusu işlenmiştir. Savaşa katılan tanrılar atribüleri ile tanınabilmektedir. Kanatlı ayakları ile Hermes Sopası ile Herakles , Poseidon ve Hekate , Apollon ve Artemis , diğer tanrılar Zeus , Hera Aphrodite , Ares , Hephaistos gigantlar ile savaşırlar. Gigantların adları da bilinir , örneğin Zeus ile Typhon , Apollon ile Ephialtes savaşmaktadır. Eğer batı frizin bütün levhaları bulunsaydı olasılıkla 25 tanrı ve 27 gigant figürü yer alacaktı. Bu frize ait ancak 6 levha ele geçmiştir. Lagina Hekate Tapınağı’nın batı frizinde Bergama Sunağındaki Gigantomachi kabartmalarını göz önünde tutmak gerekir. Başlıca motifler oradan alınmakla birlikte ayrıntılarda farklıdır.

Güneydeki friz kabartmalarında yerli tanrılar ve kahramanlar yer almış olmalıdır. Stratonikeia’nın en yüksek tanrıları özellikle Hekate bu friz üzerinde bulunmalıydı. Taht üstünde oturan tanrı önde gelenlerden biri olmaktadır.

Lagina Hekate Tapınağındaki figürlü friz Hellenistik Dönemin son temsilcisi gibi görünmektedir. Bundan böyle tapınak frizlerinde figürler kaybolarak yerlerini kıvrık dal ve yaprak motiflerine bırakacaktır.

HEYKELTRAŞLIK:

Büyük İskender zamanı Klasik sanat ile Hellenistik Çağ arasında bir geçiş dönemi olmuştur. Bu dönemin başında yeni bir oranlar sistemi geliştiren ünlü heykeltıraş Lysippos bulunmaktadır. Eski yazılı kaynaklara göre sanatçı , İskender’in saray heykeltıraşı olarak çalışmıştı ve İskender , portrelerinin yalnız onun tarafından yapılmasını istemişti.

Lysippos’un “İnsanı olduğu gibi değil , bana göründüğü gibi göstermek istiyorum” sözü , dönemin sanat anlayışını da belirler. Plinius onun 1500 heykel yaptığını bildirir. Fakat bu heykellerden hiçbirinin aslı günümüze ulaşmamıştır. Ancak bazıları Roma Dönemi kopyalarından tanınabilmektedir. Ephesos’ta bulunmuş , Viyana’da saklanan tunç atlet heykeli Lysippos’a bağlanır. Magnesia’da bulunan İskender heykelinde Lysippos etkileri sezilebilmekte , Bergama başı ise üslup bakımından daha çok İÖ.3.yüzyıl Bergama ekolü özellikleri göstermektedir.

İskender’in ölümünden sonra tarihsel gelişim içinde rol oynayan kralların heykelleri yapılmakta ve kentlerin kaderini elinde tutan Tyche heykelleri önem kazanmaktadır. Lysippos’u izleyen sanatçılar arasında Bithynialı Boedas’ın “dua eden erkek heykeli” , Eutyhides’in Antioceia için yaptığı “Tyche heykeli” Roma kopyalarında yinelenmiştir.

Bithynia Krallığında Nikomedia (İzmit) için çalışan Diodalsas “Aphrodite heykeli”nde yeni bir tip ortaya koyar. Aslı bronz döküm olan heykelin Louvre’da saklanan bir kopyasında görülebilen bu tipte tanrıça ayakta değil çömelmiştir. Bu hareketle derinlik başarıyla verilmiştir.

Hellenistik Dönemde belirli merkezlerde gelişen ekoller içinde Bergama’nın önemli bir yeri vardır. Kral I.Attalos’un Galatlara karşı kazandığı zafer , Bergama heykeltıraşlığında çeşitli anıtların yapılmasına yol açmıştır. Bunlar içinde “Karısını öldürdükten sonra kılıcını kendine saplayan Galat Beyinin heykeli” ve Büyük Sunak kaide kabartmalarında pathetik üslup bu ekolün belirgin özelliği olmuştur.

Heykeltıraşlıkta Tralles İÖ.2.yüzyıldan ileriye doğru özgün bir ekol olarak belirir. Tralles’te bulunmuş ve İst.Ark.Müzesinde saklanan “Ephebos Heykeli” palestradan çıktıktan sonra mantosuna sarınmış ve bir payeye dayanan genci gösterir ve heykelde Lysippos etkileri yaşamaktadır. Büyük ölçüde grup heykellerinin sevildiği Hellenistik Dönemde de Trallesli Apollonios veTauriskos’un “Pharnese Boğası” adı ile tanınan ve İÖ.50’ye tarihlenen kompozisyonda Dirke’nin Dioskur kardeşler tarafından cezalandırılması anlatılmıştır.

Hellenistik Dönemde diğer bir ekol Rodos’ta gelişir. İÖ.1.yüzyılda en parlak dönemini yaşar. Eski yazarların Hagesandros , Athanadoros ve Polydoros adında üç heykeltıraşın adı ile bağladıkları Lakoon Grubu , Bergama’nın pathetik üslubu etkisinde kalmış Rodos heykeltıraşlığına örnektir. Aynı sanatçılar Polyphemos’un kör edilmesini gösteren bir grup heykel daha yapmışlardır. Bu anıt İtalya’da Sperlonga’da bulunmuş büyük ölçüdeki heykellerle bağlanmıştır.

İSKENDER LAHDİ

Osman Hamdi Bey’in Sidon nekropolü kazısı buluntuları arasında en ünlüsü olan bu lahit üç tane daha küçük ve bezemesiz lahit ile birlikte aynı oda içine konulmuştu. Mezarlık kazıdan önce soyulduğundan lahitler dışında önemli bir buluntu ele geçmemiştir. Mezar odası yeraltı sularına karşı , drenaj ile gayet iyi korunduğundan lahit günümüze çok iyi durumda ulaşmıştır. Mermerin üzerinde hiçbir aşınma olmadığı gibi kabartmalardaki boyalar da büyük ölçüde durmaktadır.

Lahdin İskender Lahdi adı ile tanınması iki uzun yandaki kabartmalarda Makedonya kralı Büyük İskender’in betimlenmesinden dolayı olmuştur , aslında lahdin içine konan kişi İskender değildir. Tarihsel kaynaklardan İskender’in İÖ.323yılında 33 yaşındayken Babil’de öldüğü ve Mısır’a götürülerek önce Memphis sonra İskenderiye’de gömüldüğü bilinir.

Lahit tekne ve kapak olmak üzere iki parçadan oluşur. Tekne dörtgen sanduka biçiminde olup , üzerini iki yana eğimli balık pulu biçiminde kiremitlerle kaplı üçgen çatı benzeri bir kapak örter.

Lahit aşağıda ve yukarıda profillere sahip zengin silmelerle bezenmiştir. Altta düz bir plinthos sonra torus ve trokhilos , torus profilinde Attika-Ion kaidesi kesitini verir. İkili örgü motifi üzerinde Lesbos Khimationu ve boncuk dizisi , yukarıda yumurta dizisi ve ikili meander şeridi uzanır. Kapakta ise architravda mor renkli zemin üzerinde sarıya boyanmış asma yaprakları vardır. Simada aslan-griphonlardan çörtenler sıralanmıştır. Yapraklardan hale taşıyan genç kız başları antefix oluşturur. Mahya girişi üzerinde de aynı başlar ve kartal betimleri vardır. Köşe akroterleri aslanlar , tepe akroterinde antitetik aslan griphonlar bulunur. Lahdin dört yüzü ve alınlıklarda kabartma figürlü sahnelerle bezenmiş olup işlenen konular savaş ve avdır.

Birinci uzun yüzdeki savaş sahnesinde , Yunan ve Pers giysileri içinde atlı ve yaya savaşçılar dövüşürler. Ölüler yerde , atların ve dövüşenlerin ayakları altında kalmıştır. İkili ve üçlü gruplar halinde düzenlenen kompozisyonda hareket iki yandaki atlı figürlerle sınırlanmaktadır. Sol baştaki figürde başına aslan postu geçirilmiş  iskender’in portresi tanınır.

Bu Nemea aslanının postudur ve İskender’in Herakles’in soyundan geldiğini tanımlar. Ortada ve sağdaki atlı figürler İskender’in generalleri Hephaistion ve Perdikkas olabilir.

İkinci uzun yüzdeki av sahnesinde , ortadaki canlı bir grup aslan avındadır ve esas kompozisyonu oluşturur. Sağ yanda ayrıca bir geyik avı yer alır. Buradaki figürlerden soldaki ilk atlıdan yine İskender’in portresi tanınır. Aslan Pers savaşçının atını ısırırken İskender onun yardımına koşar. İskender burada ikinci derecede gösterilmek istenmiştir. Olayın kahramanı ortadadır. Bu kişi lahdin sahibi olabilir. Savaş sahnesinde bu kişi yoktur.

Kısa yanlardan birinde Pers giysili avcılar “panter avında” gösterilmiştir. Alınlıktaki ise “Pers ve Yunanlılar Savaşı” betimlenmiştir. Diğer kısa yanda ikili gruplar halinde düzenlenmiş üç gruptan oluşan bir savaş sahnesi vardır. Ortada Pers binici , yerdeki çıplak savaşçıya mızrak saplamakta fakat yan gruplarda ise Persler zor durumdadır. Bu yan alınlıktaki ilginç sahnede Yunanlılar ya da Makedonların birbirleriyle dövüştükleri gösterilmiştir. Ortada bir kişi öldürülüyor , bu olağan bir savaş sahnesi değildir.

Lahit kabartmaları friz ya da metoptan farklıdır. Konu olarak bir uzun bir kısa yan birlikte gitmesine karşılık her yan kendi içinde bir bütün oluşturur. Hiçbir yan esas cephe olarak ortaya çıkmaz . Lahit belirli olayları işlediği için tarihsel betim niteliğindedir.

Sidon’da bulunan lahitlerle Sidon krallarının listesi karşılaştırılarak İskender lahdinin sahibinin Abdalonymos adındaki kral olduğu saptanmıştır. İskender ile Pers kralı Darius İÖ.333’te İskenderun’da İssos’da karşılaşırlar. Perslerin bozguna uğramasıyla sonuçlanan savaş , İskendere Mısır’ın yolunu açmıştır. Savaştan sonra kıyı boyunca Mısır’a inilirken Sidon karşı koymamakla birlikte İskender Pers yanlısı Sidon kralı Stradon’un değiştirilmesini ister ve yeni kralı seçmesi için Hephaistion’u burada bırakır , O da Abdolonymos’u kral yapar.

Lahdin uzun yüzündeki savaş “İssos Savaşı” olmalıdır ; çünkü bu savaş Abdalonymos’un hayatında dönüm noktasıdır; Onun kral olmasına yol açmıştır. Kendisi savaşa katılmadığından kabartmalarda görülmez. Fakat kral olmasını sağlayan Hephaistion ortada yer alır.

Doğu uzun yüzdeki av sahnesi İskender’in Suriye’deyken ya da Mısır dönüşünde Abdalonymos ile birlikte avlanmasını betimler. Bu avların yapıldığı parklara Yunanlılar “Paradeisos” adını verirlerdi.

Bu av sahnesinde Yunanlılar ile Perslerin birlikte avlanmaları İskender’in Makedonyalılar ile Perslerin kaynaştırma siyasetinin bir sembolü olarak ayrıca önem taşır.

Alınlıkta Yunanlıların dövüştükleri sahnede Perdikkas’ın katledilmesi gösterilmiştir. İskender’den sonra Perdikkas saltanat naibi olmuş; fakat Mısır seferi sırasında ordugahtaki çadırında öldürülmüştür.

Bu olay Abdalonymos’un yaşantısında önemliydi. İskender’den yana olan kral , Perdikkas’ın tarafını tutuyordu. Onun katlinden sonra da yine devletin bütünlüğünü korumaya çalışan Antigonos Monoftalmos ve oğlu Demetrios Poliorketes’in yanında yer almıştır. Ptolemaios’un Fenike’yi geçici olarak işgaline karşın Abdalonymos yine tahtta kalmış olmalıdır. İÖ.312’de Ptolemaios ile Demetrios arasındaki Gazze Savaşında Abdalonymos ölmüştür. Bu durum lahdin tarihini verir.

1) PERİPTEROS TİPİ TAPINAKLAR

Önde ve arkada 6 sütun , yanlarda 11 sütun yer alır. (6×11)

-Sütunlarla cella arasında bir sütunluk boşluk vardır.

-Öndeki sütun aralıkları yanlardakinden daha geniştir.

TEOS DIONYSOS TAPINAĞI (MÖ.2.Yüzyıl Sonları)

Hermogenes’in ilk yapılarındandır.

Dar bir opistodomosu vardır.(Bu özelliğiyle Priene’ye benzer. )

Pronaos naos kadar geniştir.

Ion düzeninde bir peripterostur.

Hermogenes’in en eski eseridir.

Attik sütun kaidesi ve frize sahiptir.

Dor tapınağından esinlenilmiştir.

Bir yazıt sayesinde MÖ.3.yüzyılın sonlarına kadar gelir.

İki sütun arası sütun alt çapının 2 ¼ kadardır. EustylosPRIENE ATHENE TAPINAĞI (MÖ.4.Yüzyılın 3. Çeyreği )

Anadolulu mimar Pytheos’a verilmiştir.

6×11 Ion düzeninde  yapılmıştır.

Geniş pronaos Dor özelliğidir.

½  oranı uygulanmıştır.Sellanın yükseklik oranı ½,tapınağın uzunluğunun cellaya oranı ½dir.

İlk kez bir Ion tapınağında Opisthodomos görülür.

Krepiste basamak çok azdır.

Tapınak 100 Attika adımıdır.(Hekatonpedon-29,48m)

Cella uzunluğu 50 adım,pronaos 30 adım,opisthodomos 12 adımdır.

Sütunların 24 yivli olması Dor özelliğidir. Dor sütunları taklit edilmiştir.

Sütunların yivleri eski Ion tapınaklarının özelliği olan Arris tipindedir.

Kaide Efes tipidir.

Torusun alt bölümü yivlendirilmiş ,üst bölümü bırakılmıştır. Alt tarafı oldukça içe girmiş olması ,ayrı parçalardan oluştuğu için işlenerek yerine yerleştirilmiştir. Torusun üst yarısı işlenseydi ,parça üstüne konarken kırılabilirdi. Bu yüzden yerleştirildikten sonra yivlendirilmesi  gerekiyordu. Fakat unutulmuştur.

Anadolu Ion mimarisinde daha friz moda olmadığı için yoktur. Friz anadoluya Attika’dan Hermogenes ile gelir.

DİĞER PERİPTEROS TAPINAKLAR.

Olba Diacaesarea Tapınağı:MÖ3.yy.6×12 Korinth düzeninde bir peripterostur.

Alabanda Apollon Tapınağı:MÖ2yy.8×11 Dor düzeninde bir peripterostur.

            Bergama Athena Tapınağı:MÖ3yy

Assos Athena Tapınağı

Euromos Tapınağı:

Lagina Hekate TapınağıMÖ2yy’ın ikinci yarısı.

PERGAMON AŞAĞI ŞEHİR:

SERAPİS TAPINAĞI: Mısır kültü ile ilişkilidir.

Roma’da Bazilika olarak kullanılmıştır.

MS117-138’de Hadrian zamanında değişikliğe uğruyor.

6yy’da  kiliseye çevriliyor.

ASKLEPION:MÖ4yy’da kurulmuştur.

En parlak devri MS2yy2’dır.

Propylon Korinth düzenindedir.

En eski Asklepios tapınağı buradadır.Sonra yeri değişmiştir.

Tedavi tüneli Bizans döneminde sarnıç olarak kullanılmıştır.

Asklepios tapınağı (yuvarlak planlı) MÖ150’lerde yapılmıştır.Kubbe vardır.

                                   DİPTEROS TAPINAKLAR

 

EPHESOS ARTEMİS TAPINAĞI

Arkaik  Artemision MÖ560-550.Sütun sayısı 177’dir.

Hellenistik Dönem Artemision:MÖ334-250.Sütun sayısı 177’dir.

ARKAİK  ARTEMİSİON:

Tamamı mermerden  ilk tapınaktır. Kybele’nin Kutsal alanında  batıya bakmaktadır.

Mimarı:Knossos’lu  Ghersiphron  ve  oğlu  Metogenes’dir.

Tapınağın  opisthodomosu  yoktur. Çünkü Ion mimarlığında   Pytehos’tan önce  opisthodomos  yoktur.

Cella uzun,dar;pronaos   derindir.

Frizi yoktur. Tapınağın üstü açıktır.

Sütunlardaki yiv sayısı  40-44-42’dir.  Sütunlar  cella  içinde “U” şeklindedir.

YENİ ARTEMİSİON:

Plan aynıdır.  2,68m’lik  podyum   üzerine   yapılmıştır.

Opisthodomos  bulunmaktadır.

Arkaiğe  göre  daha  basık  ve  dolgun  sütunlardır.

Yiv  sayısı 24’dür.

Beşik  çatı. Çatının ağırlığını hafifletmek için alınlıkta kapı ve pencereler vardır.

Tapınakta: önde 8, Arkada 9 , yanlarda 21 sütun vardır.

DİDYMA APOLLON TAPINAĞI:

ARKAİK TAPINAK  MÖ 550-560  yılları  arasına tarihlenmektedir.

Sütun sayısı  112’dir.

560’larda inşa  edilen tapınak,Ephesos tap.   Özelliği  gösterir.

Ion düzeninde ve dipteros  planlıdır.

Sütunlarda 36 yiv vardır. Paros taşındandır.

Kasetli (aeol mimarisinden) ilk Ion sütunlarıdır.

Mimarı:Sikonlu  Konakos’dur.Persler tahrip ederler.

HELLENİSTİK TAPINAK:MÖ300-200  yılları arasına tarihlenmektedir.

Sütun sayısı 108’dir.

MÖ4yy başında    İskender zamanında yapımına başlanmıştır.

            Mimarı:Efes’li  Paraunnostur.

            Önde bulunan daha geniş olan sütun arası bunda görülmez.

2 adet Korinth sütunu vardır.

3.50m yüksekliğinde bir podyum üzerindedir.

Adyton , Pronaos ve prostylos tipinde bir Naiskos bulunur.

Kaideler Ephesos tipindedir.

Naiskos ta Anadolu’da ilk kez Attika etkiler görülür.

Duvarlar torus ve trochilos üzerine oturur.(Duvar kaidesi=Toihobat)

Duvar yüksek bir kaideyle başlar , plaster destekleri ve pilaster başlıkları vardır. Ayrıca bunun da üzerinde antitetik iki griphon vardır.

ATINA OLYMPIEION (Atina akropolü)

MÖ.174-MS.131

            Sütun sayısı: 104 – Yanlarda 20 , ön ve arkada üç sıralı 8 sütundan oluşur.

Sütunlar ince ve uzundur.

Korinth düzenindedir.

            Hellenistik dönem etkileri gösterir. Naosu kapalıdır. Ephesos tapınağına benzerdir.

Plan açısından Dor Düzeninde olmasının Nedenleri:

Dipteros planda olması.

Dor planda sütunlar daire şeklinde gösterilir , çünkü kaide yoktur. Burada ise sütunlar kare şeklinde gösterilmiştir.

Krepisin iki ya da üç basamaklı olması Dor etkisini gösterir. Ion tapınakları çok merdivenlidir.

Giriş sadece pronaostandır. Opisthodomosu ve adyton vardır.

PROSTYLOS TİPİ TAPINAKLAR

PRIENE ZEUS OLYMPIOS TAPINAĞI: MÖ.3.Yüzyıl

Ion düzenindedir.

Ephesos tipi kaideye sahiptir.

Sütun araları geniştir.

Cellada ki sunak kaidesinin büyüklüğünden dolayı burada Zeus ile birlikte Hera’ya da tapınıldığı sanılır.

MAGNESIA , ZEUS SOSİPOLİS TAPINAĞI: MÖ.170-150

            Ion düzenindedir.

Opisthodomosu vardır.

Sütun merkezleri arası , sütun alt çapının 2 ¼’ü kadardır. Bunu Hermogenes kullanır. Bu düzene Oistylos(güzel aralık) denir.

Pronaos derindir.

Cella duvarları Attik kaideye sahiptir.

Plan açısından Hermogenes özelliği gösterir.

Friz vardır ve yeni bir özellik olarak yükselen bir geisona sahiptir.

ASSOS AGORA TAPINAĞI: MÖ.2.yüzyılın 2. Yarısı

            Ion düzenindedir.

Tapınak arkasını agoranın arkasına dayamıştır.

Önden görülmek için yapılmıştır. Fakat arkası da işlenmiştir. Bu özellik Romaya geçmiştir.

DIDYMA APOLLON TAPINAĞI İÇİNDEKİ NAISKOS: MÖ.3.Yüzyıl sonları.

Ion düzenindedir.

Cellası diğer örneğe göre daha uzundur.

Kaide Ephesos tipindedir.

Kanalisin yay şeklinde oluşu erken olduğunu gösterir.

Hellenistikte Anadolu’da Attika etkisi gösteren ilk tapınaktır.

Duvarlar Attik kaide üzerine oturur.

PERGAMON

            DIONYSOS TAPINAĞI: MÖ.2.Yüzyıl.

Yüksek bir podyum üzerindedir.

Ion düzenindedir.

Ön yüz güneye bakar.

Arkasını ve yanını kayalara dayar. Önden görünüm için yapılmıştır.

YUKARI AGORA TAPINAĞI: MÖ.2. yüzyılın 2.yarısı.

            Ion ve Dor düzenlerinin karışımından oluşmuştur.

Sütun başlığı Dor , yivler ve kaide Ion düzenindedir.

Architravda triglifler vardır.

Stillerin karışımı Hellenistikte görülür. Ancak her iki düzenin birlikte görünümü daha önceki dönemde Parthenon , Bassae Apollon , Proplea görülür. Fakat burada iki düzen karıştırılmıştır.

HERA BASILEA TAPINAĞI: MÖ.139- Attalos II tarafından yaptırılmıştır.

            Dor düzenindedir

İki sütun ekseni arasında 3 metop vardır.

ASKLEPIOS TAPINAĞI:

Ion düzenindedir.

            İlk inşasında 3.yy.başlarında ve Dor düzenindedir.

Daha sonra 2.yy’da Ion düzeni olarak onarılmıştır.

ORTA GYMNASION TAPINAĞI: MÖ.2.yy’ın2.yarısı.

            Korinth düzenindedir.

Batısında sunak vardır.

Arkası ve güneyi kapalıdır.

Batıya dönük olan ön yüze önem verilmiştir.

Herakles , Hermes ve İmparatorluk Kültüne aittir.

*Romaya esin teşkil eden tapınaklar: Ön yüze önem verilmeleriyle Bergama’daki Hera Basilea Tapınağı , Yukarı Agora Tapınağı , Orta Gymnasion Tapınağı , Dionysos Tapınağı ve bir ölçüde de Asklepios Tapınağı .

*Zeus Olympios , en eski naiskos tur.

*Didyma Apollon Tapınağı da bir ölçüde de kabul edilebilir.

*BERGAMA’DAKİ PROSTYLOS TİPİ TAPINAKLARINDA ROMA ÖZELLİKLERİ

Ön yüz belirtilmiştir.

Küçük tapınaklardır.

Opisthodomosu yoktur.

Dört yandan görülmek için yapılmıştır.

*Podyum , Doğu kökenlidir. Anadolu’da kullanılır ; Nereidler Anıtı , Halikarnassos Mausoleionu , Belevi Mausoleionu (3.yy.) , Zeus Sunağı , Milas Gümüş kesen Anıtı , Priene ve Ephesos Sunakları.

*En eski podyum ; Bayraklı Athena Tapınağı ve Neandria’dadır.

 

Trielinium: Baş oda

Peristasis:Çift duvar sistemidir. Peristasis içine yağmur suları doldurulur. Böylece nemden korunur.

Temenos (Peribolos) duvarı:Avlu Duvarı.

PYTHEOS

MÖ.360’ve sonraları çalışmıştır. Anadolulu bir mimardır. Priene Athena Polias Tapınağı ve Halikarnassos Mausoleionunu inşa etmiştir.

ÖZELLİKLERİ:

*Yapılarında Ephesos tipi kaideyi kullanır.

*Sütunlar 24 yivlidir.

*Sütun yüksekliği sütun alt çapının 10 katıdır.

*Sütun başlıklarını çevreleyen volütlerin hafifçe öne eğik ve dışa çevrilmişlerdir. Ayrıca sütun başlıkları şematiktir. Bu nedenle muhafazakar bir mimar olarak tanımlanır.

*6. Yüzyıl özelliklerini 4.yüzyıl’da yenilik olarak kullanmasıdır. Dor düzenine ait olan opisthodomosu Anadolu’ya getirir.

*Eserlerinde kabartmalı tavan kasetlerini ilk ve en eski kullanan mimardır.

*Sadece tapınak değil büyük mezar anıtı da yapmıştır.

*Priene Athena Tapınağında kullandığı ½ oranı Pitheos’a özgüdür.

*Pitheos’un yapılarında kullandığı 0.295m’lik  birim uzunluk Priene’nin diğer yapılarında ve şehir planlamasında uygulanmıştır. Bu yüzden şehir planlamacısı olarak da çalıştığı düşünülebilir.

*Tek uygulayıcısı Hermogenes’tir.(Teos Dionysos Tapınağı).

HERMOGENES

1-Pyknostylos: Çok dar aralıklı sütun sırası. Sütun alt çapı 1 ½ dir.

2-Systylos: Dar aralıklı sütun sırası. İki sütunun merkezleri arası uzaklık dikkate alınarak iki sütun alt çapıdır.

3-Eustylos: Güzel aralıklı sütun sırası . Sütun alt çapı 2 ¼ tür.

4-Diostylos: Geniş aralıklı sütun sırası. Sütun alt çapı 3’tür.

5-Areostylos: Çok geniş aralıklı sütun sırası. Sütun alt çapı 3 ½ dir.

ÖZELLİKLERİ:

*İlk yapıları prostylos ve peripteros tipindedir.

*Pitheos’un uygulayıcısıdır. Bu durum ilk örneklerinde görülür. Özellikle Teos Dionysos Tapınağının planı Priene Athena Tapınağına benzer(6×11).Derin pronaosa sahiptir. (Priene Athena Tapınağı ilk Ion tapınağıdır.)

*Teos Dionysos Tapınağı en eski eserlerindendir ve stil yoluyla Hermogenes’e verilir.

*Özellikle Eustylos ve Systylos ilkesini uygular.

*Işık-gölge oyununa önem verir. a)Pseudo Dipteros ile bunu uygular. Derin bir gezinti yeri oluşur. b)Süslemeleri derin işleyerek ışık-gölge oyununu vurgular.

*Pseudo Dipteros Tapınaklar Hellenistik dönemde Hermogenes ile beraber Anadolu’ya gelir. Yunanistan ve İtalya’da Arkaik dönemden Pseudo Dipteros örneği görülür. Hermogenes bunu tekrar uygular.

*Üst yapı elemanlarını hafifletmeye gitmiştir. Magnesia Artemis Tapınağındaki alınlıkta pencereler vardır , architravın fascialarını azaltır.

*Sütun yüksekliği , sütun alt çapının 9 ½ dir. Pitheos’ta 1/10 dur.

*Sütunların aynı eksen üzerinde olmasına önem verilmiştir.

*Başlıktaki kanalis düzdür.

*Attik-Ion mimari düzeni Anadolu’da uygulanır.

a)Attik-Ion tipi kaide. Hermogenes Anadolu’da bulunan fakat yaygın olmayan Attik-Ion tipini özellikle yeniden moda haline getirir.

b)Ion frizi . Halikarnassos Mausoleionu , Nereidler Anıtında cella duvarı üzerinde Zeus Sunağı üzerinde görülür.(ÖÖ’ ye göre.)

*Eğimli geisonda diş sırası kullanmıştır. Bergama , Demeter Kutsal alanının propylonunda alınlıkta geison üzerinde diş sırası kullanılmıştır.(MÖ.3.yy’ın ‘.yarısı) (ÖÖ’ ye göre.)

HERMOGENES’İN TARİHLENMESİ:

*MÖ.3. ve 2. Yüzyılda etkinlik gösterir.

*En son eseri Magnesia Artemis Tapınağıdır. Mö.130(2.yüzyılın başlarına çekilmeye çalışılır.)

*Teos Dionysos’un MÖ.3.yüzyıl sonlarına verilir.

*Zeus Sosipolis ise stil yoluyla MÖ.2.yüzyıla verilir.

TEOS DİONYSOS TAPINAĞI:

*İlk yaptığı tapınaktır. Pitheos’un plan özelliğini uygular.

MGNESIA ZEUS SOSIPOLIS TAPINAĞI:

*Stylobat 15x81m ölçüsündedir.

*Ion tipinde bir prostylos tur. Ion başlığında kanalis düzdür.

*Farklı olarak opisthodomos görülür.

MAGNESIA ARTEMİS TAPINAĞI:

*Vitrivius’a göre Hermogenes yapmıştır.

*Pseudo Dipteros planlıdır.

*Batıya bakar.

*Pitheos’un tapınağına benzer şekilde (fakat daha fazla) pronaos geniş tutulmuştur.

*Ön ve arkada merkezdeki sütunların araları 5.25m olup iki sütun alt çapına eşittir. Yani Systylos’a yakındır.

MİMARİ AÇIDAN:

9 Basamaklı bir krepidoma üzerindedir.

Torus + trochilos + torus(Attik tipi)kaide.

Ion başlığında kanalis düzdür.

Lesbos khimationu bezeli abaküs + architrav + friz (Yunan-Amazon) + sima + geison

Artemision’da Yeniler:

-Pseudo Dipteros ile geniş ve büyük boyutlu , üstü örtülü yapılara yöneliş vardır.

-Pronaos ve opisthodomos genişler.

-Uzaktan görülmesi amaçlanarak kontrastlı motifler vardır(incelik ortadan kalkar.).

-Attik mimari düzenin Anadolu’da Ion yapılarında kullanımı yoğunlaşır.

Anadolu’da yeni özellik olarak kabartmalı friz Attika özelliğidir.

-Architravın fasciası azalmış , alınlıkta pencereler açılmıştır. Bunlar tapınağın üst yapısını hafifletir.

HERMOGENES İLE PİTHEOS ARASINDAKİ FARKLAR

 

1-Pitheos , dar opisthodomosu ilk kez Priene Athena Tapınağında kullanmış ; Hermogenes ise Teos Dionysos Tapınağından sonra kullanmıştır.

2-Hermogenes , sütun alt çapının 2 ¼’ü yani Eustylos kullanır ; Pitheos 2 ½’yi kullanmıştır.

3-Hermogenes , Hellenistikte gerçek anlamda yenilik yapmış ; Pitheos ise bir Ion tapınağında Dor mimari elemanlarını taklit etmiştir.

4-Pitheos , Eski Anadolu tipi yani Ephesos tipi kaide ve Ion başlığı ; Hermogenes ise Attik-Ion tipini kullanır.

5-Hermogenes aktüaliteye önem verirken Pitheos önem vermiyor.

6-Hermogenes , pseudo dipteros kullanarak geniş gezinti alanı bırakır. Pitheos ise tek sıra sütun olduğu için bu tipi kullanmamıştır.

7-Pitheos’un Priene Athena Tapınağında gezinti yeri olarak stoa yapması Hermogenes’ten etkilendiğini gösterir.

8-Hermogenes geniş sütun aralıklı geniş yapıları kullanırken bu durum Pitheos’ta görülmez.

9-Hermogenes üst yapıyı hafifletmiştir. Pitheos bunu sağlamak için sütunları sık koyar.

10-Her ikisi de pronaos opisthodomos ve naosu birlikte kullanır. Bu konuda Hermogenes Pitheos’tan etkilenmiştir.

11-Her ikisinde de pronaos geniştir.

12-Pitheos’ta sütun alt çapı oranı 1/10 ; Hermogenes’te ise 9 ½ katıdır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.