Assos

ASSOS

 

Assos Kadırga Koyundaki otelimizden ayrıldıktan  hemen sonra Assos Liman’a indik. Unutulacak gibi değildi.  1980-90’larda çok daha mütevazi olan liman bölgesi, birkaç oteliyle İstanbul’dan ve Ankara’dan hafta sonları tatilleri için gelen entelektüellerin mekanıydı. Yaklaşık son 15 yıldır popülerliği kat kat arttıktan sonra bölgedeki otellerin niteliği farklılaştı, sahildeki balıkçılarda keyif yapmanın maliyeti fırladı. Yine de oldukça şirin ve fazla bozulmuş değil. Yapılar, bölgede çok kullanılan taş mimari geleneğinin dışına çıkmamış. (Hatırlayanlarınız vardır; limana indikten sonra yolun sağında bulunan Nazlıhan Otel ve Fenerli Han Bar yakın bir zamana kadar köyün arkasındaki ormanlık alandan gelen meşe palamutlarının depolandığı binalarmış). Limanda belki balık yiyemedik ama buranın meşhur “sıcak dondurma”sını deneyenler hatta üstüne başına bulaştıranlar oldu aramızda.

Behramkale Köyü’ne çıkarken hemen sağımızdaki tiyatroyu ve kentin surlarını dikkatle izleyerek (çünkü solumuz uçurumdu) köye ulaştık. Aracı park ettikten sonra turizmin nimetlerini fark eden köylülerin sağlı sollu kuşattığı tezgahlarının arasından yolu takip ederek akropol’e (akropol Eski Yunanca’da “yüksek kent” anlamına geliyor. Kentin en yüksek ve kolay savunulabilir bu noktasında dini yapılar –tapınaklar-, kent yönetimine ilişkin ve hazineyi ilgilendiren binalar bulunur) vardık.                                                             Kentin tarihini John Freely’nin Türkiye Uygarlıklar Rehberi serisinin 3. kitabı olan Ege Kıyıları’ndan özetliyorum: “Amerikalı arkeologların akropolde çıkarttıkları bazı eşyalar insanların buraya ilk kez Erken Tunç Çağı (M.Ö 2500’ler civarı). Fakat Helen çağı Assos şehri MÖ 7. Yy’da kurulmuştur. Strabon’a (Amasya’lı –mö64 ms24- yılları arası yaşamış ünlü coğrafyacı tarihçi)  göre Assos, boğazın hemen karşısındaki Lesbos’un kuzey ucunda, şu anki Molivos kasabasının yerinde bulunan Methymna şehrinden gelen Aiol Helenleri tarafından kurulmuştur. Assos, MÖ .6yylın ilk yarısında başkentleri Sardes olan Lidyalı kralların kontrolüne geçmiş. MÖ. 546’da diğer pek çok kuzeybatı Anadolu kenti gibi Pers egemenliğine girdi. MÖ 479’daki Plataea savaşında Perslerin Yunalılara yenilmesinden sonra Assos, Atina’ya bağlı Delos Birliği’ne mensup olmuş ve sonraki yy’da batı Anadolu’daki diğer Yunan şehirleriyle aynı kaderi yaşamış.                                                                                   Şehrin tarihinin en parlak dönemi, Euboulos adlı zengin bir bankerin, Adramytteion Körfezi boyunca Atarneus’a kadar uzanan bir eyaleti Assos’tan yönettiği MÖ 4.yy’ın ikinci çeyreğinde yaşanmış. Euboulos yerine, Aterneus tiranı (bir nevi yönetici) olarak bilinen, Atina’da hem Platon’dan hem de Aristoteles’ten dersler almış hayırsever bir despot olan hadım Hermeias geçmiş. Hermeias göreve gelince, Assos’ta Plâtoncu bir devlet kurmaya karar verir. Bu sebeple başta Aristoteles olmak üzere Atinalı bilim adamlarını davet etmiş: Aristoteles MÖ 347–344 yıllarında Assos’taki bir felsefe okulunun başına geçmiş. Hermeias’ın yeğeni ve himayesi altında bulunan Pythias’la evlenmiş ve Assos’ta yaşarken bir kızları olmuş. Bu güzel düş MÖ 344’te Hermeias’ın Perslerin eline geçtikten sonra işkence görüp idam edilmesiyle sona ermiş. Aristoteles ailesi ve meslektaşı “Theophrastos”la birlikte Lesbos’a kaçıp bir yıl orada kalmışlar.  (Assos’lu ünlü bir filozof da MÖ.331-232 yılları arasında yaşamış olan, materyalist Panteizm öneren stoik düşünür Kleanthes’tir)        .

Misyonerlik gezilerinde Aziz Paulus Assos’tan denize açılmıştır. Liman kenti Assos’u ziyareti orada ilk Hıristiyan sömürgesini güçlendirmiştir.

Assos, akropolis, aşağı kent, onun altında bir liman ve kent dışında yer alan bir nekropol’den (ölülerin gömüldüğü yer diyebiliriz kabaca; köyden otele doğru giderken hemen solumuzda kalan alan) oluşuyor. Akroplun en üst noktasında (240mt civarı), MÖ 530’lu yıllarda yapılmış Dor Düzeni’nde yapılmış Athena Tapınağı yer alıyor. Kentin en çarpıcı kalıntısı olan tapınağın günümüzde 5 sütunu hâlâ ayakta (dostlar, antik mimariye merakı olanlar veya daha detaylı bilgi isteyenler için bilgisayarımdaki belgelerden bazılarını gönderebilirim).  Tapınağın bulunduğu tepenin bir alt terasında agora, gmynasion,  stoanın kalıntıları bulunmakta (fazla dikkati çeker bir şey yok). Limana inerken gördüğümüz tiyatro büyük oranda ayağa kaldırılmış Roma Dönemi özellikleri taşıyan güzel bir yapı.   Kentin kazıları Efes Pilsen Sponsorluğunda Prof Dr. Ümit Serdaroğlu tarafından yapılıyor. Her yıl eylül ayında Tapınak civarında hoş bir festival yapılıyor. Fırsatı olup ta tekrar gitmeyi düşünenler varsa festival tarihine denk düşürmenizi tavsiye ederim.  Bu arada kente girişte soldaki cami dikkatinizi çekmiştir: 1380 civarı Murat Hüdavendigar tarafından yaptırılmıştı. Köyü Ayvacık’a bağlayan yol üzerindeki tarihi köprüde aynı döneme tarihlenmektedir.

 

Assos’u hatırlarken belki aklınıza gelmesi gerekenlerden birisi de karşıdaki Lesbos (Midilli) adasında yaşamış olan ünlü kadın ozan Sappho  olmalı!

Yazı ve Fotoğraflar : Ali Çelik

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.