Kız Kulesi

KIZ KULESİ

 


İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam
Öteki kıskanır
Ama şu Kız Kulesi’nin aklı olsa
Galata Kulesi’ne varır
Bir sürü çocukları olur.
Bedri Rahmi Eyüboğlu
İstanbul Destanı

 

Efsanelerle oluşmuş bir öykü gibidir İstanbul’un yada İstanbul’a ait her hangi bir şeyin tarihi. Kurgu kimi zaman o kadar çok karışır ki, neyin tarih neyin efsane olduğu anlaşılamaz. Birbirini öyle güzel tamamlar ki yazılan ve söylenilenler, birine inanıp diğerine inanmamak olmaz.

Kız Kulesi öylece durur İstanbul’un ortasında. Boğazın girişindeki fantastik varlığı, ev sahipliği yaptığı onlarca efsaneyi doğruluyor sanki.

18. yy Avrupalı gezginleri İstanbul Boğazını görüp aşık olduklarında, aslı Çanakkale Boğazında geçen bir efsaneyi hemen yakıştırıvermişler Kız Kulesine. Afrodit’in bakire kalmaya yeminli güzel rahibesi Hero ile yakışıklı çoban Leandros arasındaki gizli aşkın öyküsü, güzel tanrıça adına yapılan bir şölende karşılaşmalarıyla başlar. İki gönü! birbirini bilince araya ne tanrıça adına edilen yeminler ne de İstanbul Boğazı’nın akıntılı suları girebilmiş. Hero sevdiğini koynuna alabilmek için, her gece kız kulesinden bir fener yakar, Boğazın akıntılı sularında sevgilisine rehberlik yaparmış. Gel zaman git zaman derken fırtınalı bir gece Hero’nun yaktığı fener söner. Fener’in ışığını göremeyen Leandros Boğazın sularında yolunu kaybeder ve bir süre sonra yorulan kolları kulaç atamaz olur. Bütün bir gece sevgilisini bekleyen Hero gün ışıyıp da göz gözü görebildiğinde Leandros’un cansız bedenini görür kulenin kayalıklarında. Hiç beklemez o da atar kendini kuleden boğazın sularına; sevgilisinin yanına.

Yine bir efsanede ve mekan kız kulesi: Bizans Kralı bir kehanet sonrasında kızının gencecik yaşta öleceğini öğrenir. Bunun ardından kral denizin ortasında hiçbir tehlikenin yaklaşamayacağını düşündüğü kulede saklar kızını. Fakat yazgının önüne kim geçebilir ki, prensese hazırlanan bir meyve sepetinin içine süzülen yılan güzel kızın sonunu getirir.

Kuleye ait anlatılan efsanelerden bir diğeri ise Battal Gazi ile ilişkilendirilir. Arapların İstanbul’u işgal çabaları zamanında Seyit Battal Gazi, kulenin bu gün bulunduğu kayaların karşısında 7 yıl boyunca karargah kurar. 7 yılın sonunda askerleriyle birlikte Şam’a doğru sefere çıkar. Bunu fırsat bilen Bizans Kralı kaybettiği toprakları yeniden ele geçirir ve Salacak açıklarındaki kayalığa bir kule yaptırır ve hem imparatorluğun hazinesini hem de kızını bu kuleye kapatır. Battal Gazi ise seferini başarıyla sonuçlandırmış, Şam’ı fethedip geri dönmüştür askerleriyle. Üsküdar tarafında 7 yıl boyunca yerleştiği toprakları tekrar geri alır, kuledeki hazinelerle birlikte   kralında   kızını   alıp   İstanbul’u   terk   ederler.

Efsaneler uzayıp gidiyor; Yerebatan Sarnıcı’ndan Kuleye uzanan dehlizler, denizin dibindeki onlarca sandık Bizans hazinesi, Sarayburnu’ndan Kule’ye uzanan halat, aslanlar tarafından korunan kuledeki tekfurun kızı, kulenin hastalıklara iyi gelen sarnıç suyu gibi…

Kule, konumuyla ilgili olarak efsanelere konu olmaktan öte elbet pek çok işlevi de olmuştur. Bundan 1500 yıl önce kulenin bu gün bulunduğu yerde Atinalı bir Kumandan’ının güzeller güzeli eşi   Damalis’e  ait  bir  anıt  mezar  olduğu  varsayılıyor.

Bizans dönemi için ise efsaneyle karışık olarak yazılanlarda, kulenin gümrük ve gözetleme amaçlı kullanıldığı, buradan Sarayburnu açıklarına koca bir zincir çekilerek boğaz geçişlerinin kontrol altına alındığı belirtiliyor.

Fetih esnasında kule savunma amaçlı kullanılır, fetihten sonra II. Mehmet tarafından ahşap bina yıktırılıp yerine taştan bir kule yapılıyor. Evliya Çelebi Kulenin cephaneliğinden, ejderha ağızlı toplarından   ve   kat   kat   hücrelerinden   bahsediyor.

İstanbul’un geçirmiş olduğu en büyük depremlerden birisi olan 1509 depremi “Kıyamet-i Sugrâ”, kuleye büyük oranda zarar verir. Kulenin başına gelmiş bir diğer felakette 1719 yılında geçirmiş olduğu yangındır. Yüz yıllardır pek çok işlevinin yanı sıra asıl görevi olan boğazdan geçen gemilere yol göstermek olan kulenin kandilinden sıçrayan ateşle başlayan bu yangın sonrasında kule tamamen harap olmuş aradan geçen altı yılın sonunda Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yeniden taştan bir bina olarak inşa eder.

Yıldırım düşmesinden gemi çarpmasına kadar pek çok felakete maruz kalan yapı,   18 . yüzyılda  sürgün için bir ‘ön istasyon görevi gördü

1830  senesinde kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür.

Osmanlı İmparatorluğunun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanır ve toplarla donatılır. 1832 tekrar bir tadilattan geçerek, kubbenin üzerinden yükselen bir bayrak direğine sahip olur.

Binlerce yıl öncesine ait efsanelerin mekanı, İstanbul’un en önemli simgelerinden biri Kız Kulesi, geçen yüzyıldaki görüntüsünü koruyor. Uzun restorasyon çalışmaları sonucu yenilenen tarihi mekan eski görünümüne sadık kalınarak İstanbullulara kazandırıldı. Şimdilerde restoran ve kafeterya olarak İstanbul Boğazı’nın girişinde hizmet veriyor.

 

Yazı: Ali Çelik

Fotoğrafların bir kısmı İbb internet sitesinden alınmıştır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.