Küçükyalı Arkeoloji Parkı

 

Küçükyalı Arkeoloji Parkı

İstanbul’un Anadolu yakasındaki en önemli ve kalıntıları günümüze kadar ayakta kalabilmiş ”arkeolojik bölgesi”, Küçükyalı’da. Küçükyalı harabeleri literatürde 19. yy. sonunda yer almaya başlamıştır. Bu kalıntıların ne olduğuna dair iki görüş mevcuttur. Bunlardan biri, söz konusu kalıntıların Bizans İmparatoru Theophilos (Teofilos) tarafından MS 830 ila 837 yılları arasında Abbasi ve Emevilerin Ürdün ve Irak çöllerindeki zengin köşk ve saraylarının mimarisini taklit ederek inşa ettirilen “Bryas sarayı” olduğu; diğeri ise adını aldığı ‘Satyr’e (satir) adanmış bir tapınağın üstüne, Konstantinopolis’in müstakbel patriği İgnazius tarafından MS 867 -877 civarında inşa ettirilmiş, Satyros manastırı olduğudur. Eski kaynaklara göre, şehrin bu banliyösüne kişilik ve anıtsal bir değer kazandıran bu iki önemli yapı, birbirine çok az bir uzaklıkta, Marmara Denizi kıyısında, Prens Adaları’nın karşısında bulunuyorlardı.

1959 yılında Prof. Dr. Semavi Eyice’nin yayınladığı çalışmalar Küçükyalı’daki yapının ne olduğunu açıklığa kavuşturur gibiydi. Prof. Dr. Semavi Eyice’ye göre, yapının planimetrik özelliklerine dayanarak, eserle Emevilerin Meşitta (Mşatta), Abbasilerin de Okhaydir ikametgahları arasında neredeyse tamamıyla örtüşen bir karşılaştırma yapmak mümkündü. Yani söz konusu yapı, Bizans kaynaklarının belirttiği üzere İslam dünyasının saray mimarisinin özelliklerini taklit ederek inşa ettirilen Bryas Sarayı idi.

Küçükyalı’nın, Bryas sarayı ve bu ‘özdeşleştirme’ye bağlı ünü, şaşırtıcı bir şekilde eserin toprak üstünde kalan bölümleri ile ilgilenilmemiş olsa da, akademik literatürdeki belirgin yerini korumaya devam etmiştir. 1995’te başlanan ve 2001-2002’de devam eden araştırmalar, açıkça, bu yapının Bryas Sarayı olarak tanımlanmasıyla ilgili kuşkular doğurdu. Bölgenin odak noktası olabilecek bir yere inşaa edilmiş bir büyük kilise, sarayın ek binalarının bulunamaması, eldeki kanıtlar. Araştırmaların bu safhasında yapının Satyros Manastırı olarak tanımlanmasını daha akla yatkın kılıyor.

Sonuç olarak, bu yapının kullanımı süresince iki yaşam evresi olmuş. İlk evre, sarnıç, kilise ve çevre duvarlarının inşaatının gerek mimari, gerekse dekoratif özelliklerine dayanarak tarihlenenebileceği dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına işaret ediyor. İkinci evre ise, kiliseye ”kutsal emanet bölmesi”nin eklendiği 12.yy. ve aynı zaman da yeni yer döşemesi olan opus sectile’nin de inşa edildiği bir yaşam evresi. Sadece daha ilerideki araştırma aşamaları, Bizans İmparatorluğu’nun başkentinin tarihi ile ilgili bu derin soruya bir cevap bulabilir.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.