Sabeyat Sevi Olayı

SABETAY SEVİ

 

Yakın tarihi konusunda bile pek fazla fikri olmayan bir toplumun, bundan yaklaşık 350 yıl önce aynı topraklar üzerinde  cereyan etmiş ve izleri bugün hala sürülebilen bir olayı merak etmesi pek beklenemez. Hele birde tarihin “gizli kalması gereken” konularından birisi ise bu, karşılaşılan bilgiler genelde söylenti ve efsanelerden ileriye de pek gidemez.

Tarihe merak salanlar için yazılmış kitaplarda bile birkaç paragrafla geçiştirilen bir konu “Sabetay Sevi ve Dönmeler”. Sadece Yahudi Tarihini değil, dönemin siyasi ve sosyal yapısını da etkileyen oldukça ilginç “Mesihlik” iddiası…

Öncelikle belirtmek gerekir ki Sabetay Sevi olayı Yahudi tarihinde karşılaşılan en ciddi sahte Mesih hareketidir. Sevi’nin kim olduğuna geçmeden önce İzmir’de başlayıp dalga dalga yayılıp Osmanlı sınırlarının dışına taşan bu hareketin oluşmasına zemin hazırlayan bazı nedenleri incelemekte fayda vardır. Bunlardan ilki Yahudi Dini’nin temel inanışlarından birisi olan “Mesihliktir”. Mesih, kral olacak kimse, kral olmaya hazırlanan kimse, kurtarıcı anlamındadır ve  Yahudi inanışına göre Davud soyundan bir mesih gelecek ve bütün Yahudileri kurtaracaktır. Bir diğer neden ise diasporanın beraberinde getirdiği sosyolojik yapılanmadır: Dünyanın dört bir yanına dağılan Yahudiler, yaşamak zorunda oldukları ülkede sosyo-kültürel açıdan azınlık olmanın vermiş olduğu baskıyı yüz yılardır hissetmektedir.

Hareketin Osmanlı topraklarından  çıkması da aslında bir tesadüf değildir. 17. yüzyıl Osmanlı’sına bir göz attığımızda ekonomik ve sosyal açıdan bir şeylerin değişmeye başladığı fark edilecektir. Yahudiler Osmanlı’da çoğu zaman ciddi bir baskıya maruz kalmamışlardır. 1630’lu yıllardan sonra Yahudilikte gizemci bazı akımların (Luria Kabbalası) ortaya çıkması ve bunların Osmanlı topraklarında, Avrupa’da  baskı altındaki Yahudilerden daha kolay  yayılıyor olması da göz önünde bulundurulmalıdır. Yine Osmanlı topraklarındaki Yahudilerin yoksullaşması çeşitli arayışları hızlandıran nedenler arasındadır.

Elbette bu harekete uygun zemin hazırlayan nedenler sadece bunlar değildir. Sahte mesihin hayatını biraz incelediğimizde kişisel bazı yönlerinin ve tesadüflerin de, peşine yüzbinleri takabilecek özellikte olacağını göreceği.

Sabetay Sevi’nin yaşamı:

Sabetay Sevi 1626 yılında İzmir’de doğdu. Aşkenaz kökenli zengin bir tüccar babanın oğlu alan Sevi, İzmir’in ünlü hahamı Joseph Escapa’nın öğrencisi olmuş, başarılı bir eğitim sürecinin ardından genç yaşta haham olmasına karar verilmiştir. Bu dönem aldığı yoğun Talmud eğitimi sonrasında Sevi bir süre sonra inzivaya çekilip kendisini Kabbala yorumlarına vermiştir. Bütün bu dönem boyunca çeşitli buhranlar ve vecd halleri birbirini izler. Bu süreçlere şahit olanlar onun ruh sağlığını değerlendirmektense bunları dini ve mistik boyutta yorumlamayı tercih ederler :Aydınlanma, düşüş ve Tanrının yüzünü ondan saklaması… Bütün hayatı boyunca devam edecek bu ruhsal gelgitlerde Tanrının ağza alınmaması gereken ismini haykırır, cinlerle boğuşur, din kurallarını ihlal eder.  1646-1650 yılları arasında iki kez evlenir ve karılarıyla cinsel ilişkiye girmediğinden dolayı bu evlilikler son bulur.

Mesihlik iddiaları zamanla çevresindeki hahamlar tarafından tepki toplamaya başlar ve 1650’lerin başında İzmir’den kovulur.  Sevi’nin bundan sonraki durakları arasında Selanik vardır ve benzer durum tekrar eder; dini kuralları çiğnediğinden dolayı 1658 yılında buradan da kovulur. İstanbul’a geçen Sevi cinlerden kurtulmak için Kabbala’ya başvurur fakat yine bir vecd esnasında on emiri kaldırdığını ilan eder. İstanbul’dan da sürüldükten sonra İzmir’e döner. 1662 yılında Kudüs’e yerleşmeye karar verir. Kahire üzerinden Kudüs’e  yol alan Sevi burada zengin Yahudi çevreleriyle tanışır.  Kudüs’e ulaştığında Avrupa’daki kıyımdan kaçan zor durumdaki Yahudi grubun üstündeki maddi baskıyı azaltabilmek için Kahireli zengin Yahudilerden para toplamak amacıyla iki yıllığına Kahire’ye gider.  Başarılı ve sakin sayılabilecek bu dönemde Mısır’daki Yahudi çevreleriyle iyi ilişkiler kurar.

1664’te Sevi 3. evliliğini yapacaktır. Sevi, kendisinin   Mesihlik iddialarını doğrular bir tesadüfle, kendini “mesihle evlenecek kişi” olarak ileri süren Podolya  kıyımından kaçan Sara adlı bu  genç kadınla Kahire’ye geldiğinde hemen evlenir. Sevi’nin kötü bir şöhreti olan Sara  ile yaptığı evliliğe ilişkin yorumlar arasında, Tevrat Peygamberlerinden Hoşea’nın bir fahişeyle yapmış olduğu evliliğe öykündüğü belirtilmektedir.

1665 kışında işlediği günahlardan, çiğnediği yasaklardan pişmanlık duyduğunu belirtip Tanrı’ya, kendisindeki tüm garipliklerden kurtulmak için dua eder ve bir süre tüm bunlardan kurtulur.  Bir tarafta bunlar olurken Gazze’de 20 yaşlarında bir genç, ziyaretine gelenlere, ruhlarının sırlarını açıklamakta ve ruhlarının ıslağı için gerekli Kabbala öğretisini vermektedir. Bunu duyan Sevi 1665 nisanında Gazzeli Natan ismindeki bu ermişe ruhunu ıslah etmek için ulaşır. Fakat daha önce Sabetay hakkında bilgisi olan Natan, onun kendisine vecd halindeyken bir Mesih olarak görüldüğünü bildirir. Böylece Sabetay tedavi yerine Mesihlik kurgusunu daha da ileri getirecek bir ortamın içinde bulmuştur kendisini! Natan’ın faaliyetleri sadece Sevi’yi mesihliğine inandırmakla kalmamıştır: önemli Yahudi topluluklarının başındakilerle yazışmış; beklenen mesihin geldiğini belirtmiştir. Kabbaladan yola çıkarak yaptığı yorumlarla mesihin geldiği fikrini dini temellere dayandırmaya çalışmış, Abraham ha-Hasid adlı birine maal edilen bir belgeyle Sabetay’ın İsrail’in kurtarıcısı olduğu fikrini destekletmiştir.

Bütün bunların ardından  31 Mayıs 1665 tarihinde Sabetay Sevi mesihliğini resmen  ilan eder. Bir çok hahamın desteğini de kazandıktan sonra gösterişli geziler yapar ve müritlerinden havariler belirler, İsrail’in 12 kabilesine temsilci seçer.  Sevi ve Natan artık yoğun bir şekilde mürit kazanma yolundadır. Kurtuluşun geldiği fikrini yaydıkları her yerde insanlara tövbekar olmaları, mesihe inanmaları salık verilir. Natan, toplu oruçlar ve dualarla İsrailoğullarının beklediği mesihin karşılanması gerektiğini söyler.

Sevi Kudüs’ten ayrılıp İzmir’e dönüş yolunda Halep’e uğrar. Burada da din büyüklerinin ve halkın inancını kazanır. İzmir’e ulaştığında kardeşinin yanında kalır. Bu arada bir önceki İzmir’e gelişinden farklı olarak topluluk onu merak ve saygıyla beklemektedir. Avrupa, Balkanlar ve Akdeniz’in çeşitli yerlerinden pek çok Yahudi Sevi’ye yakın olabilmek için İzmir’e gelmişlerdi. Bir süre sessiz kalan Sevi tekrar garipleşmeye başlar. Gece yarıları denizde abdest ayinleri düzenler, vecd halinde Tanrının ismini ağzına alır, yasakları çiğner ve çevresindekilere de böyle yapmalarını söyler.

İzmir hahamları bunların önünü alamaz; şehirdeki Sabetaycıların sayısı inanmayanlara oranla çok fazladır. Artık Sabetaycılar arasında yapılan dualarda Osmanlı Padişahının adını kaldırılarak “İsrail Kralı Sabetay Sevi” için dualar okunmaya başlanır.

30 aralık 1665’te Sevi ve müritleri İstanbul’a doğru yola çıkarlar. İstanbul’da ise durum oldukça karışıktır. Dönemin Sadrazamı Köprülü Fazıl Ahmet Paşa yaklaşan tehlikeyi duymuş, önlem olarak Sevi’nin yakalanmasını emretmiştir. Fakat bu haber İzmir’e geç ulaşır ve ilk tutuklama girişimi sonuçsuz kalır. İstanbul halkı merak içerisindedir. Dönemi anlatanlar, Yahudi toplumunun heyecanına diğer kesimlerinde katıldığını belirtir: sokaklarda mesihin geleceği söylentileri beraberinde bir çok efsaneyi de getirmiştir. 6 Şubat 1666’da Marmara açıklarında Sevi’nin gemisi durdurulur ve 2 gün sonra Köprülü’nün karşısına çıkartılır. Osmanlı geleneğinin dışında bir hoşgörü ve anlayışla karşılaşan Sevi’nin idam edilmemesi Yahudi halkın inancını pekiştirmiştir. Rahat bir hapis hayatı sürdüren Sevi’nin müritlerinin ziyareti mümkün olmaktadır, böylece dışarıyla da bağlantısını koparmaz Sevi.

Padişahla sadrazamın Girit’e sefere gitmesiyle Sevi Gelibolu’da bir kaleye nakledilir. Yaşadığı hapis hayatının konforlu olabilmesi için müritleri tarafından yüklü rüşvetlerin verildiği tahmin edilmektedir. Gelibolu’da kalede siyasi mahkumlarla kalan Sevi’nin müritleri onu yalnız bırakmazlar: Kale Migdal Oz (kuvvetli kule)ismiyle anılmaya başlanır. 1666 temmuzunda  Sabetay Sevi Olayı’nın seyrini önemli oranda değiştirecek bir ziyaret gerçekleşir; Polonya’dan Nehemiah ha-Kohen adlı bir Kabalist, Sabetay’ı ziyarete gelir. Söylentiye göre ateşli bir tartışmanın sonrasında Nehemiah oradaki tün insanların önünde İslamiyet’i kabul edeceğini söylemiştir. Bu olaylar sonrasındaki gelişmelerden Sabetaycılar Nehemiah’ı sorumlu tutmuşlardır. Müslümanlığa geçen Nehemiah’ın hayatı da ilgi çekici bir konudur. Polonya’ya döndükten sonra tekrar Yahudilik’e geçen Nehemiah, Sabetaycılar tarafından oldukça kötü karşılanır.

Osmanlı tarafında ise Nehemih’la Sevi arasında geçen olayların yankısı padişahın kulağına kadar gider. 1666’nın eylülünde Sevi divanın ve padişahın önüne çıkartılır (Yine bir rivayet :Sara kocasının padişahın huzuruna çıkarılacağını, kendisine bir kılıç ve bir sarık sunulacağını, bunlardan birisini seçmesinin isteneceğini görmüş, kocasına da kılıcı seçmesini öğütlemişti). Padişahın huzurunda geçen olaylar konusunda birkaç tradisyon bulunmakta. Bunlar arasında kaynaklarda en fazla yer alanına göre Edirne’deki sarayda şunlar oldu: Padişah kafes arkasında konuşmaları dinlemektedir, sadrazam, kaymakam, şeyhülislam ve sultanın vaizi Vani Efendi Sabetay’ı sorguya çekti. İslamiyet’e geçmiş olan padişahın özel doktoru Hayatizade sorgulamada tercümanlık yaptı. Osmanlı kayıtlarına göre sahte mesihe iki seçenek sunuldu: ilki hemen oracıkta öldürülmek, diğeri ise İslamiyet’e geçmek. Yukarda da belirtildiği gibi sarayda geçenlere ilişkin çok çeşitli hikayeler duymak mümkün, örneğin dönemin padişahı IV. Mehmet’in (Avcı Mehmet) okçularını çağırarak sahte mesihe “madem Mesihsin, şimdi şu oklardan kurtulman gerekiyor” diye mizahla karışık tehditte bulunduğu söylenilmekte. Müritlerinin bir kısmı ise Sevi’nin yine vecd halinde padişahın karşısına çıktığını ve hiçbir şeye karışmadığını söylemişlerdir. Gerçek olan ise Sevi’nin her ne durumdaydı bilinmez ama İslamiyet’i seçmiş olduğudur. Saraya “Mesih Sabetay Sevi” olarak girmiş, “Kapıcıbaşı Mehmed Efendi” olarak çıkmıştır. Onunla saraya gelen karısı Sara’da Müslüman olmuş ve Fatma ismini almıştır.

Sevi’nin din değiştirmesi müritlerinin pek çoğunda hayal kırıklığına yol açtı. Büyük bir ümitle bağlandıkları mesihlerinin din değiştirmesi karşısında, onlarında önlerine iki seçenek çıkıyordu; ilki bütün inanışlarının boş olduğunu kabul edip bir sahte mesih tarafından kandırıldıklarını kabul edip gündelik ve ruhani hayatlarının açmazlarına geri dönmek, bir diğer seçenek de mesihe güvenmeye devam edip, her şeye rağmen  onun izini takip etmek. Büyük bir çoğunluk ikinci durumu tercih eder ve mesihe olan inançlarını güçlendirerek onun izinden giderler.

Sevi ise iyi sayılacak bir maaşla görevine devam eder. Bu sırada İslamiyet’in gereklerini öğrenir, bazı dervişlerle ve tasavvufçularla görüşmeler yapmaktadır. Bu durum kimi Yahudi ve Müslüman çevreleri rahatsız eder ve Sevi hakkında şikayette bulunurlar. Sonunda 1672 yılında İstanbul’dan Arnavutluk’a sürülür. Sevi, nispeten serbest olmakla birlikte ortalığı karıştırmayı pek tercih etmez fakat müritleri Müslüman kıyafetleriyle onu ziyaret etmeyi sürdürürler. 1674 yılında Sara’nın ölümü üzerine Selanikli bir hahamın kızı olan Ester ile evlenir. Dördüncü eşi de Müslümanlığı kabul edip Ayşe ismini alır.  Arada bir buhranlar ve vecd halleri nükseden Sevi 1676 yılında aniden ölür.

Arkasında bıraktığı cemaatin durumu ise karışıktır: Onun ölmediği, sadece tanrılaştığı ifade edilir ama onun maddi olarak yerini alacak bir kişi de yoktur şimdilik. Bir süre sonra Sevi’nin son karısı Ayşe, Selanik’teki kardeşi ‘Jakop Querido’nun mesihin ruhunu taşıdığını ileri sürer. Bu görüş etrafında Selanik’te hahamlarda dahil olmak üzere büyük bir mürit kitlesi oluşur ve toplu olarak Müslümanlığa geçerler. Fakat çok geçmeden Jakop’da ölür(Mekke’den, hacdan dönerken),  ardından cemaat ikiye bölünür: İzmirliler ve Yakuplar.

Müslümanlığa geçtikten sonra Osman Baba ismini alan Russo liderliğinde bir grup yine cemaate bölünmeye neden olur ve Karakaşlar diye adlandırılan üçüncü Sabetayist akım da ortaya çıkar böylece!

Yazı : Ali Çelik

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.